Küllerin şanı arkasında
titreyen-kenetlenmiş
üçyoldaki ellerinin.
Pontik bir zamanlar: burada,
bir damla,
üzerinde
boğulmuş küreğin,
derin
taşlaşmış yeminin içinde,
çağıldıyor.
(Dikey
nefesipliğinin üzerinde, önceden,
yukarıdan daha yüksek,
iki ağrıdüğümünün arasında,
parlak Tatarayı'nın bize doğru tırmanışı sırasında,
Ben beni gömdüm senin içine ve sana.)
Küllerin-
şanı arkanızda
üçyol-
elleri
Önünüze, doğudan, yuvarlanan,
korkunç.
Kimse
tanıklık etmez
tanıklara.
- Paul Celan
10 Ekim, 2007
20 Temmuz, 2007
İplikten güneşler
Celan...
İplikten güneşler,
gri-siyah çölün üzerinde...
Ağaç
yüksekliğinde bir düşünce
ışığın sesini kavrıyor: çok şarkı
var daha söylenecek
Ötesinde insanlığın...
İplikten güneşler,
gri-siyah çölün üzerinde...
Ağaç
yüksekliğinde bir düşünce
ışığın sesini kavrıyor: çok şarkı
var daha söylenecek
Ötesinde insanlığın...
19 Temmuz, 2007
Durmak
Paul Celan'a devam...
Durmak gölgesinde,
havadaki bir yaranın.
Hiç kimse-ve-hiç birşey-için-durmak.
Tanınmadan,
senin için
yalnız.
İçinde yer olan herşeyle birlikte,
konuşmadan da olsa...
Durmak gölgesinde,
havadaki bir yaranın.
Hiç kimse-ve-hiç birşey-için-durmak.
Tanınmadan,
senin için
yalnız.
İçinde yer olan herşeyle birlikte,
konuşmadan da olsa...
04 Haziran, 2007
Ölümün Şarkısı
Aşağıdaki dizeler Rumen Yahudisi şair Paul Celan'a ait. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işbirlikçisi Rumen rejimi tarafından kendisi de bir toplama kampına yollanan Celan, ailesini bu kamplarda kaybetmiş. Celan'ın şiirlerindeki en önemli tema bu kamplarda yaşananların anlatılmazlığı, özellikle de elinizdeki tek şey size bu acıyı yaşatanların lisanıysa... Kimbilir belki Türkçe geç de olsa Celan'ın derdine çare olur...
Not: Bu şiir ilk tercüme denemem olduğu için nazik olmanızı rica ediyorum. Belki bu şiir bunun için çok iyi bir seçim değil ama böyle olması gerekti.
Şafağın kara sütünü içeriz akşamları
içeriz öğlenleri ve sabahları içeriz geceleri
içeriz ve içeriz
göklerde bir mezar kazarız darda yatılmasın diye
Adamın biri oturur evinde yılanlarla oynayan bir adam yazar
yazar Almanya'ya etraf karardığında altın saçların Margarete
yazar bunu ve evinin önüne çıkar yıldızların parlaklığında
köpeklerini kendinden yana çağırır
çağırır Yahudilerini dışarı ıslıkla bir mezar kazdırır onlara toprakta
emreder bize haydi şimdi dansa
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni sabahları ve öğlenleri içeriz akşamları
içeriz ve içeriz
Adamın biri oturur evinde yılanlarla oynayan bir adam yazar
yazar Almanya'ya etraf karardığında altın saçların Margarete
Kül rengi saçların Sulamith bir mezar kazarız göklerde
darda yatılmasın diye
Bağırır biriniz daha derinine saplasın toprağın öbürünüz çalıp söylerken
kemerindeki demiri kavrayıp sallar gözleri mavi
belini daha derine vursun biriniz ötekiler şarkıyı çalmaya devam ederken
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni sabahları ve öğlenleri içeriz akşamları
içeriz ve içeriz
Adamın biri oturur evinde altın saçların Margarete
kül rengi saçların Sulamith yılanlarla oynayan adam
Bağırır daha tatlı çalın şu ölümü Ölüm Almanya'dan bir ustadır
bağırır daha kasvetli çalın şu kemanları o zaman duman olup göklere yükselirsiniz
O zaman bulutlarda bir mezarınız olur darda yatmazsınız
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni öğlenleri Ölüm Almanya'dan bir ustadır
içeriz akşamları ve sabahları içeriz ve içeriz
Ölüm gözleri mavi bir ustadır Almanya'dan
Tam onikiden vurur sizi bir mermiyle kurşundan
salar üzerimize köpeklerini göklerde bir mezar bağışlar bize
Yılanlarla oynar ve hayaller kurar Ölüm bir ustadır
Almanya'dan
altın saçların Margarete
kül rengi saçların Sulamith
Not: Bu şiir ilk tercüme denemem olduğu için nazik olmanızı rica ediyorum. Belki bu şiir bunun için çok iyi bir seçim değil ama böyle olması gerekti.
Şafağın kara sütünü içeriz akşamları
içeriz öğlenleri ve sabahları içeriz geceleri
içeriz ve içeriz
göklerde bir mezar kazarız darda yatılmasın diye
Adamın biri oturur evinde yılanlarla oynayan bir adam yazar
yazar Almanya'ya etraf karardığında altın saçların Margarete
yazar bunu ve evinin önüne çıkar yıldızların parlaklığında
köpeklerini kendinden yana çağırır
çağırır Yahudilerini dışarı ıslıkla bir mezar kazdırır onlara toprakta
emreder bize haydi şimdi dansa
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni sabahları ve öğlenleri içeriz akşamları
içeriz ve içeriz
Adamın biri oturur evinde yılanlarla oynayan bir adam yazar
yazar Almanya'ya etraf karardığında altın saçların Margarete
Kül rengi saçların Sulamith bir mezar kazarız göklerde
darda yatılmasın diye
Bağırır biriniz daha derinine saplasın toprağın öbürünüz çalıp söylerken
kemerindeki demiri kavrayıp sallar gözleri mavi
belini daha derine vursun biriniz ötekiler şarkıyı çalmaya devam ederken
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni sabahları ve öğlenleri içeriz akşamları
içeriz ve içeriz
Adamın biri oturur evinde altın saçların Margarete
kül rengi saçların Sulamith yılanlarla oynayan adam
Bağırır daha tatlı çalın şu ölümü Ölüm Almanya'dan bir ustadır
bağırır daha kasvetli çalın şu kemanları o zaman duman olup göklere yükselirsiniz
O zaman bulutlarda bir mezarınız olur darda yatmazsınız
Şafağın kara sütü seni içeriz geceleri
içeriz seni öğlenleri Ölüm Almanya'dan bir ustadır
içeriz akşamları ve sabahları içeriz ve içeriz
Ölüm gözleri mavi bir ustadır Almanya'dan
Tam onikiden vurur sizi bir mermiyle kurşundan
salar üzerimize köpeklerini göklerde bir mezar bağışlar bize
Yılanlarla oynar ve hayaller kurar Ölüm bir ustadır
Almanya'dan
altın saçların Margarete
kül rengi saçların Sulamith
05 Mayıs, 2007
Ben Müslüman'ım...
Ben New York taksilerinde direksiyon sallayanım,
Ücrâ bir köşede sokak lambası ışığında kitap okuyan,
Çeçenistan’da Rus mezâlimi tarafından ezilen,
Mardin’de ordu tarafından kurşuna dizilen,
Bağdat’ta işgal kuvvetleriyle kanının son damlasına kadar çarpışan,
Ve Necef’te kahpe bir bombayla son nefesini veren,
Ben Müslüman’ım.
Ben Filistin’de bir avuç toprağı çalınan,
Somali’de bir lokma ekmeği elinden alınan,
Abu Gureyb’de onuru kırılan,
Guantanamo’da suratına tükürülen,
Darfur’da kardeşinden zulüm gören,
Ve Dünya’nın dört bir yanında mülteci kamplarında sürünen,
22 Nisan, 2007
İsimsiz
Bugün gazetede gördüm seni...
Kollarını alabildiğince açıp kucaklamışsın toprağı...
Gözlerin açık, uzaklarda bir yerlere bakmakta...
Baktığın yerde belki ocağın tütmekte...
Belki anan yuvanda sabırsızca dönüşünü beklemekte...
Belki de beben kundağında ağlamakta...
Kimbilir belki de bekleyenin, ağlayanın yok...
Vücûdun çürüyerek toprağa karışmakta...
Kollarını alabildiğince açıp kucaklamışsın toprağı...
Gözlerin açık, uzaklarda bir yerlere bakmakta...
Baktığın yerde belki ocağın tütmekte...
Belki anan yuvanda sabırsızca dönüşünü beklemekte...
Belki de beben kundağında ağlamakta...
Kimbilir belki de bekleyenin, ağlayanın yok...
Vücûdun çürüyerek toprağa karışmakta...
28 Ekim, 2006
Senin yüzünden...
Suçlamayı sevmem hiç başkalarını ben...
Ama sen gerçekten bir başkasın...
Eğer geceleri uykusuz kalıyorsam senin yüzünden...
Gözlerimi kapadığımda bile seni görmem,
Şu mereti içmem hep senin yüzünden...
Yalnız kalabilmek için herkesten kaçmam,
Parkların kuytu köşelerinde boş boş oturmam,
Ve asla yalnız kalamamam...
Hep senin yüzünden...
Ama sen gerçekten bir başkasın...
Eğer geceleri uykusuz kalıyorsam senin yüzünden...
Gözlerimi kapadığımda bile seni görmem,
Şu mereti içmem hep senin yüzünden...
Yalnız kalabilmek için herkesten kaçmam,
Parkların kuytu köşelerinde boş boş oturmam,
Ve asla yalnız kalamamam...
Hep senin yüzünden...
22 Ekim, 2006
Ömre bedel...
Senin o kıvırcık saçların,
O ceylan gözlerin,
O gönülden gülüşün,
O kadife sesin,
Ve o tatlı sözlerin...
İnan ki bir ömre bedel...
O ceylan gözlerin,
O gönülden gülüşün,
O kadife sesin,
Ve o tatlı sözlerin...
İnan ki bir ömre bedel...
16 Ekim, 2006
Uzaklarda
Sana yaklaşmak imkansızken,
Senden uzak durmak neden bu kadar zor?
Ben seni gönlüme lâyık görürken,
Bir resmine bile sahip olamamam neden?
Biliyorum sen de beni seviyorsun!
Gel, hadi, sana olan aşkımı ziyân etme...
Gözlerinin söylediklerini duyabiliyorum...
Yeter artık bize zûlüm etme...
Yalvarırım, gel artık...
Senden uzak durmak neden bu kadar zor?
Ben seni gönlüme lâyık görürken,
Bir resmine bile sahip olamamam neden?
Biliyorum sen de beni seviyorsun!
Gel, hadi, sana olan aşkımı ziyân etme...
Gözlerinin söylediklerini duyabiliyorum...
Yeter artık bize zûlüm etme...
Yalvarırım, gel artık...
Gurbet
Memleket kokusu yerine sigarandan bir nefes çekiyorsan ciğerlerine,
Martılarda bulduğun aşkı kıçıkırık kargalarda aramaya başladıysan eğer,
İçinde memleketi gördüğün gözler yerine yabancı gözlere bakıyorsan,
Telefonu her açtığında eski bir sevgilinin sesi geliyorsa kulağına,
Ya da bazı geceler nedensiz bekliyorsan asla çalmayacak o ruhsuz telefonun başında,
Ve öyle gecelerde uyumak sana zor geliyorsa,
Anla ki o zaman gurbettesin sen...
Martılarda bulduğun aşkı kıçıkırık kargalarda aramaya başladıysan eğer,
İçinde memleketi gördüğün gözler yerine yabancı gözlere bakıyorsan,
Telefonu her açtığında eski bir sevgilinin sesi geliyorsa kulağına,
Ya da bazı geceler nedensiz bekliyorsan asla çalmayacak o ruhsuz telefonun başında,
Ve öyle gecelerde uyumak sana zor geliyorsa,
Anla ki o zaman gurbettesin sen...
13 Ağustos, 2006
Artık
Artık susmak değil, konuşmak istiyorum.
Kalabalığın içinde yolumu seninle bulmak,
Karanlığımı senin ışığınla aydınlatmak istiyorum.
Ben artık ara sokaklarda değil, senin gözlerinde kaybolmak istiyorum...
Kalabalığın içinde yolumu seninle bulmak,
Karanlığımı senin ışığınla aydınlatmak istiyorum.
Ben artık ara sokaklarda değil, senin gözlerinde kaybolmak istiyorum...
06 Ağustos, 2006
Gözyaşları
Bazen seninle konuşmak duraksız saatlerce,
Bazen ismini haykırmak umarsızca gökyüzüne,
Bazen de gecenin karanlığında sessizce oturmak içimden gelse de,
Yazık... Dertlerin ağırlığını gözyaşları kaldırabiliyor sadece...
Bazen ismini haykırmak umarsızca gökyüzüne,
Bazen de gecenin karanlığında sessizce oturmak içimden gelse de,
Yazık... Dertlerin ağırlığını gözyaşları kaldırabiliyor sadece...
04 Ağustos, 2006
Hacı
Hacı'ya...
Bugün Hacı'yı gördüm yine bir sokak arasında...
Suratında hiçbir şeyin yokedemediği onuru,
Çuvalını taşıdığı arabası ufacık omuzlarında.
Bir garip heyecanla eğildi çöp bidonuna doğru,
Bulduğu bir parça hurda vardırdı ağzını kulaklarına.
Neden sonra bir köşede durdu,
Sanırım okul bahçesinde top oynayan çocukları seyrediyordu.
Belki de derin bir of çekiyordu...
Eve gidene kadar yapacak iş çoktu,
Hacı'nın çocuklukla kaybedecek zamanı yoktu...
Birden kafasını çevirip bana doğru baktı,
Yüzünde yine o haylaz gülümsemesi vardı.
Hava artık yavaştan kararmaktaydı...
Hacı yeniden arabasını sırtlandı,
Ve bir başka sokağa doğru yol aldı...
Bizim mahallede hurda toplardı Hacı...
Sekiz, bilemedin dokuz yaşındaydı...
Muhakkak herkes gibi yüreğinde vardı bir acı...
Yine de geleceğe umutla bakmaktaydı,
Sırtında evine ekmek taşımaktaydı.
Neden bilmem ağladım bugün yine yalnız kalınca...
Belki memleketi gördüm Hacı'nın suratında...
Belki kızgınlığımdan duyarsız insanlara...
Belki de Hacı'nın gülümsemesi umut oldu bana,
Bakacağım onun gözlerinden yarınlara...
Bugün Hacı'yı gördüm yine bir sokak arasında...
Suratında hiçbir şeyin yokedemediği onuru,
Çuvalını taşıdığı arabası ufacık omuzlarında.
Bir garip heyecanla eğildi çöp bidonuna doğru,
Bulduğu bir parça hurda vardırdı ağzını kulaklarına.
Neden sonra bir köşede durdu,
Sanırım okul bahçesinde top oynayan çocukları seyrediyordu.
Belki de derin bir of çekiyordu...
Eve gidene kadar yapacak iş çoktu,
Hacı'nın çocuklukla kaybedecek zamanı yoktu...
Birden kafasını çevirip bana doğru baktı,
Yüzünde yine o haylaz gülümsemesi vardı.
Hava artık yavaştan kararmaktaydı...
Hacı yeniden arabasını sırtlandı,
Ve bir başka sokağa doğru yol aldı...
Bizim mahallede hurda toplardı Hacı...
Sekiz, bilemedin dokuz yaşındaydı...
Muhakkak herkes gibi yüreğinde vardı bir acı...
Yine de geleceğe umutla bakmaktaydı,
Sırtında evine ekmek taşımaktaydı.
Neden bilmem ağladım bugün yine yalnız kalınca...
Belki memleketi gördüm Hacı'nın suratında...
Belki kızgınlığımdan duyarsız insanlara...
Belki de Hacı'nın gülümsemesi umut oldu bana,
Bakacağım onun gözlerinden yarınlara...
31 Temmuz, 2006
Arap bebekler
Siyonist rejimin kahpeliğini, zûlmünü anlatmaya Doğu'nun tüm kalemlerinin mürekkebi yetmez... Yine de, birkaç dizeyle de olsa safımızı belli etmek bu topraklara boynumuzun borcudur...
Bu sabah gözlerimi Gazze'de açtım,
Ve acizliğime bir kez daha şaştım.
Yanımda üç yaşında bir çocuk son nefesini verirken,
Ben sadece ellerimi göğe açtım...
Bu sabah gözlerimi Beyrut'ta açtım,
Ve zûlmün şiddetine bir kez daha şaştım,
Bir bebek annesinin karnında can verirken,
Ben utanarak insanlığımdan kaçtım...
Bu sabah gözlerimi Gazze'de açtım,
Ve acizliğime bir kez daha şaştım.
Yanımda üç yaşında bir çocuk son nefesini verirken,
Ben sadece ellerimi göğe açtım...
Bu sabah gözlerimi Beyrut'ta açtım,
Ve zûlmün şiddetine bir kez daha şaştım,
Bir bebek annesinin karnında can verirken,
Ben utanarak insanlığımdan kaçtım...
29 Temmuz, 2006
Haykırış
Haykırışlarımı duyuyor musun İstanbul?
Sıcağın kavurduğu Kadıköy'ün o vurdumduymaz keşmekeşinde?
Her çeşit insanın doldurduğu o püfür püfür vapurlarının güvertelerinde?
Ya Sahilyolu'ndaki tembel balıkçının eğreti şemsiyesinin altında?
Peki ya geceleri sadece martıların uğradığı Kız Kulesi'nin o eşsiz yalnızlığında?
Sanırım, duymuyorsun sen beni İstanbul...
Kimseyi sokmadığın o ıssız sokaklarında...
Anlıyorum ki haykırıyorum sanarken,
Sesim aslında ne kadar kuvvetsiz...
Ve sen beni sevmezken,
"Seni seviyorum!" diye haykırmak ne kadar da gereksiz...
Sıcağın kavurduğu Kadıköy'ün o vurdumduymaz keşmekeşinde?
Her çeşit insanın doldurduğu o püfür püfür vapurlarının güvertelerinde?
Ya Sahilyolu'ndaki tembel balıkçının eğreti şemsiyesinin altında?
Peki ya geceleri sadece martıların uğradığı Kız Kulesi'nin o eşsiz yalnızlığında?
Sanırım, duymuyorsun sen beni İstanbul...
Kimseyi sokmadığın o ıssız sokaklarında...
Anlıyorum ki haykırıyorum sanarken,
Sesim aslında ne kadar kuvvetsiz...
Ve sen beni sevmezken,
"Seni seviyorum!" diye haykırmak ne kadar da gereksiz...
22 Temmuz, 2006
Mahpus
Ben sana olan aşkımı;
Ne bir ağaç gövdesine,
Ne bir sigara pakedinin üstüne,
Ne bir gecenin neşesine,
Ne de iki çift dudağın arasına hapsettim...
Seni kalbime davet ettim,
İçeri girmedin, gittin...
Bittin...
Ne bir ağaç gövdesine,
Ne bir sigara pakedinin üstüne,
Ne bir gecenin neşesine,
Ne de iki çift dudağın arasına hapsettim...
Seni kalbime davet ettim,
İçeri girmedin, gittin...
Bittin...
15 Temmuz, 2006
Özledim
Güllerden güzel gülüşünü özledim,
Sadece papatyaların yakıştığı saçlarını özledim,
Gözlerimden akan yaşları silen ellerini özledim,
Beni benden alan gözlerini özledim.
Ben sana kaçamak bakışlarla bakmayı özledim,
İçtiğin her sigarayı bıkmadan usanmadan yakmayı özledim,
Bugün içime çektiğim her nefeste aklıma sen geldin,
Dualarımda Allah'tan bir tek seni istedim,
Ve sabaha bağlanan bu gece yine seni bekledim.
Sadece papatyaların yakıştığı saçlarını özledim,
Gözlerimden akan yaşları silen ellerini özledim,
Beni benden alan gözlerini özledim.
Ben sana kaçamak bakışlarla bakmayı özledim,
İçtiğin her sigarayı bıkmadan usanmadan yakmayı özledim,
Bugün içime çektiğim her nefeste aklıma sen geldin,
Dualarımda Allah'tan bir tek seni istedim,
Ve sabaha bağlanan bu gece yine seni bekledim.
08 Temmuz, 2006
Yalnızca sen...
Sen sessiz kaldırımlarda yürüyen adımlarımdasın...
Sigaramın gecenin sonsuzluğuna doğru yitip giden dumanında...
Okuduğum her satırın başında ve sonunda...
Yol kenarından eğilip topladığım çiçeklerin kokusunda...
Sabah uyandığımda bahçedeki serçelerin ötüşünde...
Taze demlenmiş bir çaydan aldığım her yudumda...
Yanımda olmasan da hep gönlümde, hep aklımda...
Ve şimdi sen sessiz kaldırımlarda yürüyen adımlarımdasın...
Yalnızca sen...
Sigaramın gecenin sonsuzluğuna doğru yitip giden dumanında...
Okuduğum her satırın başında ve sonunda...
Yol kenarından eğilip topladığım çiçeklerin kokusunda...
Sabah uyandığımda bahçedeki serçelerin ötüşünde...
Taze demlenmiş bir çaydan aldığım her yudumda...
Yanımda olmasan da hep gönlümde, hep aklımda...
Ve şimdi sen sessiz kaldırımlarda yürüyen adımlarımdasın...
Yalnızca sen...
06 Temmuz, 2006
Denize Âşık
Sen hiç denize âşık oldun mu?
Güzel bir dostla Kalamış'ta ona karşı durdun mu?
Ya da yalnız başına kendini,
Yakamoza dalan bir takaya anlamsızca bakarken buldun mu?
Bir anlık dibe vurup kendinden geçmeden,
Boğaz'a doğru bir iskemleye kurulup,
İstanbul'un zarif güzelliğine bir kez daha vuruldun mu?
Güzel bir dostla Kalamış'ta ona karşı durdun mu?
Ya da yalnız başına kendini,
Yakamoza dalan bir takaya anlamsızca bakarken buldun mu?
Bir anlık dibe vurup kendinden geçmeden,
Boğaz'a doğru bir iskemleye kurulup,
İstanbul'un zarif güzelliğine bir kez daha vuruldun mu?
01 Temmuz, 2006
İstanbul
İstanbul kadar sevdim seni...
Sesin Suadiye'de şafak vakti ezanın sesi,
Gözlerin her sabah Boğaz'ı yaran Eminönü vapurları gibi mağrur,
Duruşun sanki Sultanahmet,
Durduğu yerden dünyaları kavrayan,
Gülüşün bir martının çığlığı,
Havalanır öğlene doğru Sirkeci civârından,
Ve kokun mimoza çiçeklerinin kokusu bizim mahallenin,
Bana aklımın zincirlerini kırdırtan...
İstanbul kadar sevdim seni...
Bir gözyaşıyla...
İstanbul'un bensiz İstanbul olacağını, benim İstanbulsuz ben olamayacağımı bilerek...
Sesin Suadiye'de şafak vakti ezanın sesi,
Gözlerin her sabah Boğaz'ı yaran Eminönü vapurları gibi mağrur,
Duruşun sanki Sultanahmet,
Durduğu yerden dünyaları kavrayan,
Gülüşün bir martının çığlığı,
Havalanır öğlene doğru Sirkeci civârından,
Ve kokun mimoza çiçeklerinin kokusu bizim mahallenin,
Bana aklımın zincirlerini kırdırtan...
İstanbul kadar sevdim seni...
Bir gözyaşıyla...
İstanbul'un bensiz İstanbul olacağını, benim İstanbulsuz ben olamayacağımı bilerek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
